II. Dünya Savaşı Sonrası Japon Rejimi ve Anayasası -I

Günümüz Japonya'sının Siyasi Altyapısı Nasıl Oluştu?

Anayasa, devletin gücünü kötüye kullanmasını önlemek adına benimsenen siyasal yapıyı ve vatandaşlık haklarını belirleyen, ayrıca bir ulusun kabul ettiği ideolojiyi ilan eden en üstün yasalar bütünüdür.

“Japon Anayasası” halkın egemenliği, temel insan haklarına saygı ve daimi barış olarak 3 büyük prensibi, tüm insanlığın ebediyen koruması gereken ilkeler olarak bildirir. 9. maddede (1) savaştan çekilmeyi, (2) savaş gücü bulundurmamayı ve (3) savaş hakkından feragati beyan etmesiyle mutlak barışçıl bir politika hedeflemesi, bu anayasanın en büyük özelliğidir. Ayrıca zorunlu askerlik, milli savunma veya savaş zamanı sıkıyönetim kanununa yönelik düzenlemeler de içermemektedir.

Japon Anayasası II. Dünya Savaşı sonlanır sonlanmaz 1946 senesinde (Showa dönemi) ilan edilmiş ve 1947’de yürürlüğe girmiştir. Meiji döneminde hazırlanan ve “Meiji Anayasası / Eski Anayasa” da denilen “Büyük Japon İmparatorluğu Anayasası”nı ikame eder nitelikte olup “Showa Anayasası / Yeni Anayasa / Barış Anayasası” şeklinde de adlandırılır. Eski Anayasa saltanat ve kutsiyetin sembolü olan imparatora dokunulmazlık ve Japonya’yı yönetme hakkı tanıyordu. Dolayısıyla vatandaştan ziyade “tebaa” olan halkın hak ve özgürlükleri sınırlı olup halkın egemenliği söz konusu değildi. Sınırlarını genişletmek amacıyla durmadan işgalci savaşlara giren Japonya, totaliter ve militarist bir ülke hâline gelmiş, 15 yıl süren ve milyonlarca insanın hayatına malolan savaştan çekilmesi, ancak Hiroshima ve Nagasaki’ye düşen atom bombalarıyla aldığı büyük darbelerden sonra mümkün olmuştu. Sonuç olarak, savaş sonrası Japon halkı adına, temeli Eski Anayasadan farklı olan Barış Anayasası ortaya çıktı. İmparatorluk sistemi kaldırılmamış olsa da, imparator halk egemenliği altında “politik güçten yoksun” bir “sembol” hâline geldi. Bu durum devrim niteliğinde bir değişim olmuş olsa da, teknik olarak bir “devrim”den ziyade savaştaki mağlubiyetin doğurduğu bir sonuçtu.

Harry S. Truman Potsdam Bildirgesi’ni okurken

1945 yılı Ağustos ayında Potsdam Bildirgesi’ni kabul ederek teslim olan Japonya’nın fiili yönetimi, Amerika’nın önderliğindeki Müttefik Devletler Yüksek Komutanlığı’na (GHQ) geçmiş ve bu durum 1952 Nisan ayına kadar devam etmişti. GHQ Japonya’yı askerî olmayan ve demokratik bir ülke yapmayı hedefliyordu. Bunun yanında kadın erkek eşitliği, işçi sendikalarının kurulmasının teşviki, eğitim özgürlüğü, tarım alanlarının açılması, gizli polis teşkilatı ve aile güdümlü devasa şirket gruplarının dağıtılması gibi “savaş sonrası ıslah hareketleri” başlatmış, yeni anayasa hazırlaması için de Japon hükümetine direktif vermişti. Lâkin hükümet, eski anayasanın prensiplerini korumaya çalışınca GHQ İngilizce olarak kendisi bir taslak hazırlayıp hükümete sundu. Hükümetin bu taslağı temel alıp hazırladığı yeni “Japon Anayasası” mecliste tartışılmış ve üzerinde çok az düzeltme yapılarak büyük çoğunlukla kabul edilmişti…. (devam edecek)

Yazan: Tani Kazuaki (Tokyo Yabancı Diller Üniversitesi Onursal Profesörü)

Çeviren: Onurcan Tolkun

Kaynak: Nomoto Kyoko, Sakamoto Megumi. Nihon wo tadorinaosu 29 no hoho – Kokusai Nihon Kenkyu Nyumon (Japonya’yı Keşfetmek için 29 Yöntem, Uluslararası Japonya Çalışmalarına Giriş). (Tokyo: Tokyo Yabancı Diller Üniversitesi Yayınları, 2016)